Reklamı Geç
Advert
GÖZÜMDE CANLANIR KOSKOCA MAKSİM
Hasan BERDİBEK

GÖZÜMDE CANLANIR KOSKOCA MAKSİM

Geçtiğimiz gün Bingöl’ün son derece güzel mekânlarından birisi olan Kültür ve Sanat Evine bir söyleşi için gittim. Söyleşi, Bingöl’ün saygın yazarlarından olan Muhammed Berdibek ile düzenlenecekti. Tabi şimdi hemen akrabalık bağları falan geldi gözlerinizin önüne ama altını çizerek belirtmek isterim ki kalemine hayranlık duyduğum için gittim. Ayrıca şaşıracağınız bir şey daha eklemek istiyorum. Siyaseti konuşmadık. Ahmet Kaya’yı, Nazım Hikmet’i Mehmet Akif Ersoy’u dahi konuştuk ama siyaseti konuşmadık. Bingöl’de bu kadar adam bir araya gelip 2 saat boyunca siyaset konuşmayarak bir rekor bile kırmış olabiliriz.

Söyleşi dediğime bakmayın tabi. Bildiğiniz ya da az bildiğiniz telefonların olmadığı, kitaplardan filmlerden, eski hikâyelerden konuştuk. Muhammed Abe (Bey ya da Abi diyebileceğim kadar soğuk bir ortam olmadı) ‘Belki De Dilimden Bu Şarkı Düşmez’ kitabından bahsetti bizlere. Arabesk’in ülkemizdeki serüveninden, sadece bir müzik tarzı değil de dayatılan müzik tarzlarına karşı devrim niteliğinde bir hareket olduğundan bahsetti. Müslüm Gürses, Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur gibi arabesk müziğin 4 temel taşından bahsetti. Neşet Ertaş’ın Leyla’sından, Orhan Gencebay’ın Maria’sına, Hakkı Bulut’un sevdiğini unutmak için farklı yollar denediğine kadar birçok arabesk hikayeden bahsetti. Bunlar söyleşinin konusu olan, bahsedilmesi gereken ve hepinizin ‘Belki De Dilimden Bu Şarkı Düşmez’ isimli kitapta bulabileceği konulardı. Söyleşi kısmı tamamlandıktan sonra ise geldik işin biz kısmına. İşin biz kısmı dediğimiz kısım ise Muhammed Abe’nin bizim çocukluğumuzda duyduğumuz kendilerinin şahit olduğu birçok konuyu anlatması. Çok güzel hikâyeler dinledik kendisinden. Arabesk hikâyelerin Yeni Mahalle-Mirzan sokaklarındaki karşılıklarını dinledik. Öylesine güzel bir muhabbete döndü ki söyleşi artık not almak yerine, çocuklukta dinlediğimiz hikâyelerin duymadığımız yönlerini yine 6 yaşındaki bir çocuk olarak dinlemeye başladım. İsim vermem hoş olmaz ama hepinizin duyduğu bildiği isimlerin pek bilinmeyen hikâyeleri anlatıldı. Çocukken büyüdüğüm sokakların daha bir anlamlı olduğunu fark ettim. Muhammed Abe sadece kalemi güçlü birisi değil, hikâyeleri ya da yaşanmışlıkları da insanı içine alarak anlatıyordu. Kitabında kendinizi buluyorsunuz ama dinlediğinizde ağzından çıkan her bir cümlede de kendinizi bulabiliyorsunuz. O anlattıklarını bencilleştirerek anlatmıyor. Hepimizi içine katarak anlatıyor. Yaşım tutsa ben bunları hatırlıyorum diyecek kadar hikâyelerin içine çekebiliyor sizi. Bir yazarda ne ararsınız diye bir soru sorulduğunda pek sabit bir cevabım olmaz normalde. Akıcı bir dil, güzel bir hikâye gibi klasik beklentilerim olurdu. Ama artık bir yazarda Muhammed Abe’yi arayacağıma eminim. Akıcı bir dil, güzel hikâyeler, güzel bir anlatım, samimi bir yaklaşım. Ve oraya kitap imzalatmaya gelen herkes Abi diye hitap etti kendisine. Kitaplarından, yazılarından ve çevresine olan yaklaşımı insanlara o samimiyeti veriyordu. Bingöl için bir değer olan Muhammed Abe’ye “Mutlu Ol Yeter” diyor ve geliyorum benim kitabında en ilgimi çeken meseleye “Maksim”.

“Belki De Dilimden Bu Şarkı Düşmez” kitabında arabesk müziğin vitrini olarak bahsedilen gazinolardan birisiydi Maksim. Hatta vitrin olduğunu söylediği andan itibaren gözlerim Maksim ismini arar oldu. Maksim Gazinosu için özel bir parantez açma ihtiyacı duyan Muhammed Abe, Maksim’in Rus bir müteşebbis tarafından açıldığını daha sonra Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan’ın ortak olmasıyla yıldızının parladığını ve tüm büyük isimlerin yolunun buradan geçtiğini söylüyor. Peki benim Maksim’e olan bu ilgim nereden geliyor. Henüz bir meyhanesi bile olmayan bir şehirde doğup büyüyen bu çocuğun o doğmadan bitmeye yüz tutmuş gazino kültürüne merakı nedir diye sorabilirsiniz. Şöyle anlatayım ki Maksim’in henüz Maksim olduğu yıllarda oranın önünde çorap satan bir delikanlı vardır. 15-20 yaşlarında, taşı toprağı altın diye köyden kaçıp İstanbul’a gitmiş orada çalışıp bir şey sahibi olmayı hayal eden bir delikanlı. Ve o delikanlı İstanbul’da Maksim’in önünde çorap satmaktan öteye gidemeyip memleketine döner. Memleketinde çalışır ve iyi de kazanmaya başlar. Hatta çok iyi kazanmaya başlar. Ve yıllarca kapısında çorap sattığı, içine girmeye parası yetmeyen Maksim’e elinde bir çanta parayla gider. İşte o delikanlı benim babamdı. Kendisi çok sık bahsetmese de Maksim’in önünde çorap satardım, zabıtaları şöyle atlatırdık. İçine giremezdik gibi cümlelerle Maksim’den bahsederdi. Ben de kitapta gazino lafını duyar duymaz Maksim ismini aradım ve sağolsun Muhammed Abe Maksim’e ayrı bir parantez açmış. Ben de kendimce burada bir parantez açmak istedim.

Söyleşi diye çıkıp eşsiz bir gece yaşadım anlayacağınız. Mahallede küçükken bizi yanlarına almayan abeler, ablalar o zaman yaşanan birçok hikâyeyi bize anlattı. Ben hikâyelerin geçtiği sokaklara biraz daha hâkim olduğum için çok daha mutlu oldum diyebilirim. Şimdi Bingöl’ün en güçlüsü kimdir diye bir soru sorsam benimle alay edebilirsiniz ama ben çocukken Bingöl’ün en güçlüsü kimdir diye sorar ve cevap alırdım. İşte bu söyleşide de küçükken sorduğum, sorduğumu unuttuğum soruların cevaplarını alma imkanı buldum. Sizlere tavsiyem siyaseti daha az konuşun. Kitaplardan, şarkılardan konuşmaya çalışın. Filmlerden konuşun. Böyle söyleyince kulağa ne kadar hoş geldiğini bilmiyorum ama konuşunca cidden çok güzel oluyor. Hatta susup dinleyince çok daha güzel oluyor. Muhammed Abe’yi okuyun. Ama imkanı olanlar varsa mutlaka dinlesin. Onun anlattıklarında kendinizi bulacaksınız eminim.

Bir parantez de bizleri ağırlayan, misafirlerine çayın yanında kitap hediye etme inceliğinde bulunan Kültür ve Sanat Evi’ne teşekkür etmek istiyorum. Bingöl’de müşterisine kitap hediye eden bir yer var. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Galericilere Yetki Belgesi
Galericilere Yetki Belgesi
3 PKK’lı Öldürüldü
3 PKK’lı Öldürüldü